Denizsiz, gemisiz bir İstanbul düşünebilir misiniz?
Boğaz'ıyla, Adalar'ıyla ve her gün biraz daha dolan Haliç'in o boz bulanık sulanyla, çok eskilerden beri bir deniz şehridir İstanbuL. Denizle koyun koyuna, dudak dudaga...
Bu güzel şehrin yüzyıllar boyunca köprüsü olmamıştır. Ama limanı, dünyanın yedi denizinden pupa yelken gelerek yedi iklimin ürünlerini getiren tüccar gemileriyle dolup taşmıştır...
Pazar kayıklan, mavnalar, peremeler, çektiriler, boy boy yelkenliler doldururdu Haliç'i, Karaköy, Sirkeci, Tophane önlerini... Ama gün gelecek, onların arasında ince uzun bacalı ahşap yandan çarklılar boy gösterecekti. Daha sonraları da balta burunlu katran karası kocaman vapurlar.. .
Bogaz'da, Adalar'da, Moda'larda kürek şıpırtılanna artık vapur çarklarının bembeyaz köpüklü şapırtılarına karışacak lodosunda, poyrazında vapur düdükleri yankılanacaktı.
Bir süre sonra onlann da vakti dolacak, ocagı fayrap edilince bacasından bogum bogum kapkara dumanlar püsküren o incecik, upuzun yandan çarklı vapurlar da kayıplara kanşacaktı. Hem de bizler, aralarından bir tekini bile korumaya almayı düşünemeden.
Arkasına taktıgı sekiz on mavnayı çekmek için azimle direnen kırık bacalı o sabırlı çatanalara ne oldu? Kocaman barkalar, yelkenli kayıklar, kalkık başlı alamanalar da birer, ikişer kayboldu.
İstanbul sularında yine gemiler, şilepler, tankerler gidip geliyor. Bir bakıyorsunuz, kat kat güverteli kocaman bir transatlantik Galata rıhtımına yanaşmış; ya da bembeyaz bir yolcu gemisi, peşinde martı çıglıklan, Sarayburnu'nu dönerek Marmara'ya açılıyor.
Bir başka gün, Hisarlar arasında bogazına kadar suya batmış dev bir tanker Şeytan Akıntısı'nı aşmaya çalışıyor. İçinizde bir heyecan: Ya kıyıya bindirirse?
Ya da Üsküdar vapuru, Kızkulesi önlerinde bir şilebi geçmek için inatla yol kesmiyor. Aklımızda hemen bir soru: Ya geminin üzerine düşerse?
Kadıköy, zaten İstanbul'un yatakhanesi... Vapurlan sabah akşam Kadıköy'lü, Erenköy'lü, Pendik'li, Gebze'li yolcularla dolup taşıyor. Ama gerçek şu ki, çogunluk mecburiyetten vapura biniyor... Yoksa, şehir halkının onda dokuzu sanki denize küs gibi...
Demek istenen, İstanbul deniz şehri, su şehri... Çogunluk binmese de vapurlar, gemiler, köprüler, hatta Kızkulesi, bu şehrin vazgeçilmez simgesi...
Öykümüz, Sultan Mahmud döneminde bir bahar günü başlıyor. 1828 yılının 20 Mayıs günü...
...Sarayburnu'nun oralarda bir yerde durup Marmara'ya dogru bir bakalım sizinle... Az ilerde yaklaşmakta olan garip bir tekne var: İki yanındaki çarklarıyla, bacasından tüten simsiyah dumanıyla bir başka gemi bu...
Bir bugu gemisi, buhar makineli bir gemi bu...
İstanbul limanına gelen buharlı gemilerin ilki, birincisi...
Bugün, sivil denizcilik tarihimize önemli bir gün olarak geçecek, besbelli. ..

Eser TUTEL

 25 YTL KDV DAHİL